Ulusal Dilin Önemi
Kişiliğin, kişi adıyla ortaya çıkıp belirginleşmesi gibi ulusçuluk da ulus adıyla uyanır. Osmanlı kozmopolit’tir. Türklerde ulusçuluk Türk adının bir aşağılayıcı sözcük olmaktan çıkıp oku- muşlarca da benimsenmesinden sonra uyanmıştır. Nitekim. Jön Türkler fen birine (Genç Türkler denemiyor, nedense) Paris’te ulusu sorulunca, Türk olduğunu bir türlü anımsayamıyor. Osmanlılığı, Müslümanlığı düşünebiliyor. Fransızın yardımıyla Türklüğünü anımsadığında, büyük bir buluş yapmış gibi bunu Türkiye’ye yazıyor, herkese bildiriyor.
Ulusçuluk için addan da ötede bütün bir dil gerekir. G. Paloczy Horvath Dün Köleydik Bugün Halkız adlı yapıtında, kölelik devrinde Macar köylüsünün nasıl ezildiğini, insanlık o- nuru ile özsaygısı da içeride, her şeyini nasıl yitirdiğini, ayrıntıları uzun uzun betimleyerek anlatıyor. Boyuna yeniden andığı bir tek gözlemi var: “Onlar Maearcalarını korudular. Bütün insanlıklarını, benliklerini, her şeylerini bu dilin içinde sakladılar. Her türlü yenilgiye uğradılar, fakat dillerini bırakmadılar.”47 Bu onların yaşayış biçimlerinin, davranış biçimlerinin, inançlarının, benliklerinin, insanlıklarının sarsılmaz bir bütün biçiminde a- nıtlaştığı bir varlıktı. Macarlar bağımsızlıklarını kazandıklarında. dilleriyle birlikte bütün varlıklarını saklamış olduklarını anladılar. Bugün Macarca, köklü bir öğretim dili olmaktan öte, saygın bir bilim dilidir.
Ölümünden bir yıl önce Turgeniev anadilinin gücünü şöyle değerlendiriyor: “Ey büyük, güçlü, özgür Rus dili; kendimi kuşkulara kaptırmış, üzgün, vatanımın geleceğini düşünürken sen benim tek avuntum, tek dayanağımsın. Sen olmasan bizde olup bitenden nasıl umutsuzluğa düşülmez? Fakat böyle bir dilin büyük bir ulusa verilmediğine inanmak olanaklı değil.”4* Bugün Rusça uluslararası bir öğretim ve bilim dilidir.
Drina Köprüsünde İvo Andriç özgürlüğü, “köprü başında, yakalanma korkusu olmadan Sırpça şarkı söyleyebilmek” gibi göstermiyor mu? Bugün Sırpçayı ulusal dilleri olarak öğretimde, yönetimde özgüree kullanan Sırpların. Kosova’daki Arnavutlara, Türklere kendi anadillerinde eğitim yapma hakkı tanımamalarını onların utançları olarak yorumlamıyor muyuz?
Yabancı sözcüklerin kimileyin öz dildekilerden daha güzel olduklarını söyleyenlere karşı Prof. Kessler “tavuk tavuskuşu tüyleriyle süslenirse gülünç olur” diyor.49 İsrailli Dr. Heyd, Türk dil devrimini Türkiye’de oluşan toplumsal, ekinsel değişmelerin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor, daha da ileri giderek, bisiklet, şöför gibi sözcüklerin henüz dilden atılmamış olmasını eleştiriyor. Nitekim Arapçada, İbrancada, Almancada uygulanan özleştirmede pek çok uluslararası sözcük de atılmıştır. Dillerini Almancadan arındırmak isteyen Çekler bu işe o kadar önem vererek sarılmışlardır ki, tiyatro sözcüğü bile Almanca’nın etkisi gibi düşünülüp buna İslav çıkışlı bir sözcük uydurulmuştur. Bir yazar, “bu titizliğin sonucu olarak. Çekçe bir bütün gibi düşünülebilecek Avrupa dil yakınlaşması içinde, tek başına, anlaşılmaz bir dil gibi kaldı” demektedir.
Çekler, saldırgan olmaksızın bağımsız, Çek’çe varolabilmek için öz adlarını bile. Çekçe yeniden uydurmadılar mı? Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” çağrısına uyarak biz de yeni doğan bebelerimize yeniden Dede Korkut’un, Oğuz Han’ın koyduğu adları koymadık mı? Soyadlarımızı benimserken de öyle yapmadık mı? Bunu yaparken “öğretimin birliği” ilkesini benimseyerek anadilimiz Türkçeyi bir bilim ve öğretim dili yapmayı Cumhuriyetin ilk onyılında başarmadık mı?
Yahudiler, dinleriyle birlikte İbrancalarını için için yaşattılar. Bugün binlerce yılın ötesinden canlanıp yaşamaya başlayan bu dil, bir biçim olarak Yahudi özüne iyice uymasından ötürü, onlara benliklerini yeniden vermek üzere canlanmadı mı? Bu dil, binlerce yıllık bir aradan sonra, İsrail’de yeniden örgütlenen bir ulusun bilim ve öğretim dili olmadı mı?
Bugün bütün dünyanın ulusları dillerini özleştirerek, benliklerini daha iyi duymaya çalışmıyorlar mı? İşte Farslar, işte A- raplar, iste Almanlar, Finliler, Macarlar… İngilizlerde de.50 Fransızlarda da51 bu akım var. Bunu dillerin sağlığı adı verilen bir kavrama bağlayabiliriz. Grimm’e göre, sağlıklı diller, yabancı sözcük ya da öğeleri doğal olarak benimsemezler, bunları atmaya çalışırlar.’2 Kuşkusuz bir dilin sağlığı her şeyden önce. bu dili anadili olarak konuşan bağımsız bir ülkede öğretim, bilim ve yönetim dili olarak kullanılmasıyla ölçülür.
Dillerin sağlığı kavramına burada bir de ekinlerin, ulusların sağlığı kavramını eklemeliyiz. Kendi anadilini bir bilim, öğretim ve yönetim dili olarak kullanmayı başaramayan, bunun sürekliliğini sağlayamayan bir ulusun sağlıklı olduğunu düşünebilmek güçtür.
‘Bütünleşme” sürecini yaşayan Avrupa’da, daha İngiltere’nin Ortak Pazara üyeliği tartışma konusuyken, kara Avrupasında uluslararası dil olarak öne çıkan İngilizceye karşı bir direnme başlamıştı. İşte 1971 ‘de bir gazetenin ‘”Dünyada Bugün” köşesinde bir başlık: “İngilizceye Dil Uzatıldı”. Yazar günde 5 milyon basan bir İngiliz gazetesinin ’7c/ on parle FrançaisT (Fr.: Burada Fransızca konuşulur!) diye başlık attığını bildiriyordu. Çünkü, Fransız Cumhurbaşkanı Pompidou, İngiliz BBC televizyonuna verdiği demeçte şöyle demişti: “Fransızca Ortak Pazar’ın çalışma dilidir. Umarız ki bunu herkes benimseyecektir. Ayrıca, İngilizce yalnızca İngiltere’nin değil, Amerika Birleşik Devletleri’nin de dilidir. Eğer Avrupa kendine dönmek istiyorsa, yapısını Amerika’dan ayırabilmeli- dir!” Kamuoyu ateş püsküredursun, günün İngiliz Başbakanı Heath, siyasal görüşmeler yapmak üzere Paris’e giderken bir milletvekili: “Ortak Pazara hele bir girelim; sonra onların dilini de değiştirip İngilizce yaparız” diyordu.5.
Bu yorumdan yıllarca sonra, yüzyılın sonlarında, Batı Avrupa Ortak Pazarı Avrupa Birliği”ne (AB) dönüştükten ve Avrupa’nın kuzeyine, doğusuna ve güneydoğusuna değin yayıldıktan sonra, bu kez Finlandiya’nın en kuzeyinde Saariselka’da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında ortaya çıkan “dil kavgasını başka bir gazetede şöyle okuyoruz: “AB Dışişleri Bakanlarının toplantısında İtalya ile Almanya arasımla dil kavgası patlak verdi. Almanya ‘nın bir süreden heri resmi diller Fransızca ve ingilizce ‘nin yanı sıra Almanca da konuşulmasında ısrar etmesi üzerine İtalya öfkelendi. İtalya Dışişleri Bakanı Dini ‘Almanlar Almanca konuşursa ben de İtalyanca konuşurum’ dedi. Dil kavgası henüz tatlıya bağlanmadı ama toplantılarda 4 dil konuşulması Finli yetkilileri epey sıkıntıya soktu. “54
Bu konuyu kapatırken, dille ulus arasındaki ilişkiyi özetlemek üzere Macar yazarı Szechenyi’nin şu sözünü de aktaralım: “Uluslarda yaşlılığın ya da ölümün bir belirtisi varsa, o da dillerinin ölgünleşmesi ya da artık gelişememesidir.”^ Bilim ve öğretim dili olarak yavaş yavaş kullanımdan düşen bir dilin öl- günleşmeye başlama’nın da ötesinde, yaşamın baş döndürücü bir biçimde hızlandığı Bilişim Devrimi sürecinde, karşı konu- lamayan ekonomik küreselleşme koşulları altında, birkaç kuşağın yaşam sürelerini kapsayan kısa bir sürede, düpedüz yok olması kaçınılmaz gözükmektedir.
Kaynak : Yabancı Dille Öğretim: Türkiye’nin Büyük Yanılgısı, Aydın Köksal, (Öğretmen Dünyası)

Haziran 3rd, 2010 21:17
google çeviri göstermiyor