Aciz insanlık
İnsan acizdir. Önce kainat içinde; “zira ne yaparsa, bu küreden ayrılamaz. En cüretli hallere kendilerini kaptıran alimler bile ay, Merih Zühre Utarit gibi en yakın yıldıklara bir gün erişmek ümidinin beslenebileceğini söyleyebilirler. Halbuki bu alemler bizimkine benzemediğinden, onlardan çok yeni bir şey öğrenmek ümidi yoktur. Ne kadar gayret etmsek, kainat içinde inziva (bir köşeye çekilmiş) sonsuz feza (uzay) içinde bir yalnızlık fecidir. Şüphe yok milyarlar kere milyar miktarında varlıklar, az çok bize benzeyerek diğer alemlerde bulundukları halde bizim ebediyen mechülümüz kalacaklardır. Biz mahpuzus. Cazibe denilen hapishane bekçisi bizi kuşatan muazzam alemi, ancak fikren tasavvur etmemize imkan bırakıyor.
İnsan acizdir, hatta toprak üzerinde:
Tabiatın kanunları önünde eğilmeye mecburuz. Ne yağmuru , ne kasırgayı emrimize tabi kılacak celp veya def edebiliriz. Gerçi bazen safderunluk ile eşyaya etki ettiğimizi zannederiz. İnsanın tabiatın sultanı olduğunu söyleyen filozoflar da vardır. Hakikatle ise hiçbir şeye kumanda etmiyoruz. 1000 derece sıcaklıkta, demire ihtiraf kabiliyeti verdiğimizi veya 250’ derecede fosfordan bu kabiliyeti nez ettiğimizi sanırız bundan dolayı öğünürüz de. Fakat haksız yere çünkü biz ne demirinde de fosforun tabiatlarında bir değişme husule getirmedik. Dünya’da insanların bütün faaliyeti rıza ve inkiyad ile mükemmel bir şekilde hülasa olunur.
İnsan acizdir, cemiyet içinde:
Sosyal hayat, nazariye itibariyle ne mükemmel şey fakat bir de tabiatına bakalım. Her fert kıskançlığın esiridir. Herkes başkasına yardımla değil, onun yaptığını bozmakla meşguldür. İhtiraslar, iştihalar kibir herkesi birbirine düşman kılar. Kimse kendi hesabına fedakarlığına razı olmaz herkes fedakarlığı başkasından bekler. İnsanın sosyal bir hayvan olduğundan çok aksini iddia etmek doğrudur. Gerçi kavga edenlerden her biri kendi menfaatini değil, hakkı adaleti düşündüğünü söyler tiyatro vaziyetleri alır fakat görülen hak daima kendi tarafımız da olandır, başkasının tarafındaki değil.
