Hatice Sultan’ın dramatik aşkı
Padişah Beşinci Murad’ın en büyük kızı Hatice Sultan’m dramatik aşkı (romanı), diğerlerinin aşklarına pek benzememektedir. Bu dramatik aşk, Yıldız Sarayı’nı alt üst etmekle kalmamış, İkinci Abdülhamit başta olmak üzere aileleri de perişan etmiştir.
Dramatik romanın başrol oyuncusu Hatice Sultan, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşafnın oğlu, İkinci Abdülhamit’in damadı Ke-maleddin Paşa üe sevişiyordu. Evlendikten sonra konaklan yan yana olan iki sevgilinin el ayak çekilince gizlice buluşmalan yanında, birbirlerine gönderdikleri buram buram hasret kokan sayısız mektuplar da bu yasak aşkı daha çekici hale getiriyordu.
Bu mektuplarda alev alev yanan değil, yanardağ gibi fışkırıp tutuşan bir aşk vardı. Müthiş bir kin ve intikam da vardı. Abdülhamit’in bir ara Sultan Reşat’ın yakışıklı oğlu Mehmet Ziyaeddin Efendiye; daha sonra Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’ya vermek istediği, çok sevdiği kızı Naime Sultan’ı yere vurmak için kurulmuş bir plân vardı.
Yine bu mektuplarda, Hatice Sultan’m babasını Çırağan Sa-rayi’nda inleten ve kendisini otuz bir yaşına kadar bekâr bırakan Sultan Hamit’ten nasıl intikam alındığının hikâyesi vardı.
Beşinci Murad’ın büyük kızı Hatice Sultan; babası tahta çıktığında altı yaşında idi. Ateşli mizacı ve güzelliği ile Çırağan Sarayındaki diğer kız kardeşlerinden aynlan Hatice, Çırağan Sarayında adeta bir mahpus gibi yaşıyor ve bu duruma isyan ediyordu.
Yirmi beş yaşına geldiğinde, ikinci Abdülhamit’e, Çırağan zindanından kurtulmak ve müstakil bir daireye yerleşmek isteğini arz eder. Padişah Abdülhamit, Hatice ve Fehime sultanların Çıra-ğan’dan almmalanna razı olur, fakat şartı vardır: Bir daha ebediyen Çırağan’a dönmeyecekler, babalarının yüzlerini görmeyeceklerdir.
Hatice Sultanla yirmiyi aşkın bulunan Fehime Sultan, bu şartı kabul eder ve Yıldız Sarayına misafir giderler. Bu misafirlik aylarca devam edecektir.
O sıralarda hayatta olan Beşinci Murad’m bu iki kızma, devletin ileri gelenlerinden kimsenin cesaret edip talip olmaması üzerine Sultan Hamit, yeğenlerine birer koca seçer. Çeyiz, düğün, saray; hemen hemen hepsi, Abdülhamid’in’ bizzat kendi kızlanna yapmış olduğu gibi eksiksiz ve özenli bir biçimde yapılmıştır. Fakat kocalan sıradan kimselerdir. Otuz bir yaşına gelen, daha haris ve mağrur olan Hatice Sultanın kocası, herhangi orta halli bir memurun kızını vermeyeceği derecede bir insandır.
Enderun’dan yetişmiş, kimin nesi olduğu meçhul, tahsilden mahrum, hatta yakışıklı bir genç bile olmayan, uzun kara bıyıklı Vasıf Efendi, yekten bir Vasıf Paşa yapılıp, Hatice Sultana Ortak-öy’de verilen saraya damat paşa olarak yollanır.
Hatice Sultan, Abdülhamit’in seçtiği ısmarlama kocayı hiç beğenmemiş, yanma uzunca bir müddet yaklaştırmamıştı.
Diğer yandan, “Kendi kızlarını Gazi Osman Paşa’nın oğullan-na verdi, bizi de kimlere münasip buldu” diye düşünen Hatice Sultan, amcası Abdülhamit’e ateş püskürüyor, intikam içinde yanıyordu.
Hatice Sultan, intikam için her imkânı kullanacak, Abdülhamit’in kızının kocasından ayrılmasına, Kemaleddin Paşa’nın da Bursa’ya sürgün yollanmasına sebep olacaktır.
Hatice Sultan ile, Abdülhamit’in damadı Kemalettin Pa-şa’nm aşkı tiyatrolarda oyun, film ve romanlara konu olacak şekildedir. Bu sevdaya, tarihî aşk romanı da diyebiliriz. Bu dramatik aşkı, ikilinin birbirlerine yazmış oldukları mektupların her satırında görürüz.
Mektuplardakı hitabet, incelik, aşk ve tasvirler değme roman, hikâye, masal ve şiirleri gölgede bırakacak şekilde insanın kanma karışıp, damarlarda akıyor
O aşk ki, sultanda da, servette de, şöhrette de, saray ve kulü-bede de insanlara hâkim tek kuvvet halinde yaşıyor, dünya durdukça da yaşayacak.
Kemalettin Paşanın, mektuplarında sevgilisine kavuşmak için her çareye, hatta cinayete bile başvurmayı göze alan, gözü kararmış bir âşık; Hatice Sultan’m ise daha temkinli, daha ağırbaşlı olduğu görünür
Hatice Sultan ile ilk defa 13 Nisan 1904′te buluşan Kemalettin Paşa, hicranım haykıran çok uzun mektubunda, bu aşk macerasının nasıl başladığını bütün tafsilatıyla anlatıyor:
“Senelerce bir ümidin arkasından koştum. Bir imkân bulabilmek için ıstırap ve hasret içinde yuvarlandım. Artık kendimi bir nebat gibi hissiz yaşamaya mahkûm ettim, ümitsiz, emelsiz, bu yeis kaplamış ömrümün ağır yükü altında ezildim.
Bir Per§embe günü idi. Her zerre, gül rengi ile gütomsüyordu. Her §e\; melekciğimin saray-ı ismetine girmeyi emrediyordu. Dünya mesut, gök şen, melekler sevinç içinde… Aman aman. Varlık içinde yalnız ben mahzundum. Bütün bu güzelliklerin çınlayan sesi, yalnız beni azap içinde lavrandmyordu. Paramparça olan ümitlerimin enkazı altında perişan oldum. Gözlerimden dökülen damla damla zehirlerle hayal ettiğim saadetim zehirleniyordu.
Bir gün sarayınızın önünden kayıkla geçerken gramofon çalıyordu. Efendiciğim pencere önünde idL Bir gökyüzüne, bir size baktım. Bir ümidin parlamasıyla ruhum aydınlandı. Sizi görmeye, sizden bir zerre olsun bakabilmeye şiddetle muhtaçtım. Teneffüs ettiğim hava ayrılık tozları ile dolu. Her nefes aldıkça yaşadığıma pişman oluyordum. Böyle uzun, şiddetli hüzünlerin dakikaları günler kadar, günler seneler kadar uzun geliyor. Yaradılışın tabii
kanunu; karanlık geceler içinde insan gene bir aydınlık nokta bulmaya çalışıyor. Aşkım benden çare görmediği için gam içinde, ben aşktan vefa görmediğim için melûl, annesinin kucağındaki yeni doğmuş masum bir yavru gibi bitkin, esaret zincirine vurulmuş, inleyen günahsız bir mazlum gibi ümitsiz ve talihsiz…”
Hazan mevsimi gelmiş, yapraklar dallarından birer birer düşerken ölümü hatırlatmaktadır. Kemalettin Paşa köşkün bahçesine çıkar, komşu olduğu sevgilisinin perdelerinin asılı olduğunu görüp çok sevinir. Bahçedeki masaya oturarak içindeki aşk alevini döküp biraz olsun ferahlamak için yine kaleme kâğıda saniır. Günler ve haftalarca pencere önünde kendisini görmek için nasıl beklediğini yana yakıla anlatır:
“Ya Rabbi, gördüğüm nedir? Esrar mı içtim, divane mi oldum, kendimden mi geçtim, yoksa rüyada mıyım? Ya Rabbi, ya Rabbi, gözüme görünen ey ilâh sen misin, nurun mudur? ilahî, ne sonsuz kudretin var?
Boğulurcasına kendimden geçerek titreye fitreye o köşeye yaklaştım. O ilahî hitabınıza kulak verdim. Tanrı’nın sıfatına yaraşan harikulade kudretiniz karşısında kendimden geçtim. Manalar âleminde Tann nın cemalini görmekten farkı olmayan bu fevkalade görüş bütün gücümü, takatimi kesti, nurlu yüzünüz karşısmda eridim. Sanki vücudum toprak olmuş, sizi bir şerbet gibi ruhumla içiyordum.
Beni dünyaya getiren kuvvetten fazla, ölüm ve hasretten kurtaran kudretinize, ulviyetinize hayran ve minnettar oldum. Gönlüm, canım o derece şükür ve nimetle sarsıldı ki, vücudumun aşkla dolu her zerresi bir maksada tâbi idi. O kutsal maksat, vücudumun her zerresi toprak oluncaya kadar efendiciğime kul olmaya çabalama lıdır..
Sevgilisinin yüzünü görünce Tanrı’nın cemalini görmüş gibi olan, ilk defa kendisine bir söz söylemesi üzerine sevgilisini kendisini yaratan kudretten üstün sayan Kemalettin Paşa, yazdığı mektubu Hatice Sultan’a vermesinin hemen ardından karşılığını alıyor:
“Mektubunuzu öptüm, öptüm, kalbimin üstüne koydum. Okudum, tekrar tekrar okudum, ezberledim, zihnime, gönlüme yerleşti, bana hayat verdi, saadetler saçtı…”
Hatice Sultan’ından aldığı cevap karşısmda deliye dönüp kendinden geçen, hastalanıp yatağa düşen Kemalettin Paşa, bu haliyle sevgilisine cevap vermekten de kendini alamaz: “Merhametli velinimetim, sevgili melekçiğim, Merak etmeyiniz, saat dört buçukta gönderdiğiniz şefkatli fermannâmenizi aldım. Bana bir hayli hasret gözyaşları döktürdü. Ah velinimetim, efendiciğim, gösterdiğiniz ilgi ile iyileşeceğim. Yarın herhalde ve elbette, uzaktan olsun efendimizin nurlu yüzü karşısmda büsbütün iyi olurum. Emirleriniz üzere bütün panjurların açık bulundurulmasını suret-i mahsusada tembih ettirdim. Ah efendiciğim, saat on buçuktan sonra yalnız mısınız, çok görünür müsünüz? Sonsuz teessürle ayaklarınızı öperim efendiciğim…”
Kemalettin Paşa’nın mektuplarından öğreniyoruz ki, Hatice Sultan’in bulduğu ve müsaade ettiği şekilde mektuplaşma, yan yana olan köşklerin pencerelerinden bahçeye sarkıtılan iple yapılmaktadır. Gene bu mektuplardan nasıl buluştuklarını öğreniyoruz. Gizli bir yoldan ve kapıdan…
Kemalettin Paşa, Hatice Sultan’in sarayına girmektedir. Bu çok tehlikeli buluşmalar son derece planlı yapılmaktadır. Kemalettin Paşa, köşkün hizmetçilerine bir gün önceden izin vermekte, Hatice Sultan da kocası ile çıngar çıkarıp sık sık yaptığı gibi “Bir daha gelmeyeceğim” diyerek çıkıp gitmekte, bütün bunlardan ve pencereden pencereye işaretlerle anlaştıktan sonra, Kemalettin Paşa gizli yol ve gizli kapıdan Hatice Sultan’in sarayına gitmektedir. Yalnız bu hadiselerin bazen aksadığı da olur. Hatice Sultan’in kocası Vasıf Paşa işin iç yüzünü bilmekte, ne var ki Sultan Abdülhamit bu evliliğin devamını istemekte, hatta emretmektedir.
Hatice Sultan; kocası Vasıf Paşa’yı asla sevmemektedir. Ne var ki, ondan ayrılmak istedikçe her defasında “Bizde sultanlann boşanma âdeti yoktur. Ben sağ iken ayrılmaları imkânsızdır. Ayni-maları için ölümümü temenni etsinler” diyen Sultan Abdülhamit karşı gelir.
Geçirdiği aşk buhranı ile zaman zaman hastalanan ve mektup üstüne mektup yazan Kemalettin Paşa’nm elliye yakın aşk mektubunda yanıp çırpınmalar devam edip gider. Bütün kelimelerinde hasret, tahammül edilmez hisler ve ne pahasına olursa olsun Hatice Sultan’a sahip olmak arzusu vardır.
Hatice Sultan, öyle bir mıknatıstır ki, çektikçe çekiyor: “Dün gece sabaha kadar bir buhran içinde, iniltiler ve ateşler içinde yandım, kavruldum… Meleğime karşı hayatımı tarife nasıl söz bulabilirim? İlahî bir sevdanın anlatılması ruhsuz kelimelere sığar mı ki? Hiç konuşmasam, aşkımı belki daha iyi ifade edebilirim…”
Kemalettin Paşa, gizli yollardan sevgilisinin köşküne girdiği gibi, istanbul’un mesire yeri olan Kâğıthane’de de buluşurlar.
Aşklanndan neredeyse çıldıran iki âşık, Vasıf Paşa’yı zehirleyerek öldürmekten bile bahsederler. Öte yandan, ne yapacağını şaşıran Hatice Sultan, yazmış olduğu son mektubunda, bu utanç verici düşüncenin bir işe yaramayacağını, böyle bir teşebbüsün zarardan başka bir fayda getirmeyeceğini, padişahın kendisini asla serbest bırakmayacağını söyleyerek devam ediyor:
“…Kaç gündür gayet derin düşünerek şu kararı verdim. Bu tedbir bize zarardan başka bir fayda getirmez. Çünkü elimde olan bu kadarcık hürriyet ve serbestiyet de olmayacaktır. Bu hürriyet, onun vücudu ile kaimdir. Evimde bir şey olduğu zaman ne kâhyadan soruluyor, ne de baş ağadan. Hemen o çağrılıyor, ondan soruluyor. O mahvolunca beni Yıldız’a alacaklar, bir müddet oturttuktan sonra evlenmeye zorlayacaklar. Tabii reddedeceğim, ne olacak? Ya gene-Yıldız’da oturtacak, yahut bir kır içindeki köşkler den birinde, pederim hayatta olmazsa rahat bırakır. Peder bir çıban iken, Sultan Hamitfin itimat ettiği bir erkek olmayınca beni
serbest bırakması asla mümkün değildir. Bugün mektuplaşabiliyo-ruz. Bunlar büyük saadet değil midir? Bu saadetten de mahrum kalırsak ne yaparız? Ben ne olurum, nasıl yaşarım? Söyle Kemalet-tin’ciğim. Bu hal, ne kadar devam eder? Olsa olsa iki, üç sene… Sonra tahta çıkacak olan Reşad Efendi’nin bize son derece teveccühü ve şefkati vardır.
Bu karar ve düşüncelerimi iyi düşün, iyi düşünürsen, kararımı kabul edeceğinden şüphem yoktur. Bu kararımı yerinde bulmazsan, beni sevmiyorsun, diyeceğim. Yanaklarınızdan, dudaklarınızdan iştiyak ve muhabbetle öperek bu karanmı kabul edip beni kırmamanızı istirham ederim. Ruhum, hayatım, Kemalci-gım…
Bir gün iki tarafın yazdığı aşk mektuptan, Abdülhamitfin eline geçer ve kararını verir: Sevgili damadı Kemalettin Paşa, kızı Naima Sultan’dan boşatılacak ve Kemalettin Paşa, Bursa’ya sürgün edilecektir. Karar derhal tatbik edilir.
Bir süre sonra Abdülhamit tahttan indirilir, Kemalettin Paşa serbest bırakılır ve Meşrutiyet ilan edilir. Fakat Hatice Sultan, hâlâ evlidir. Hiç mi hiç sevmediği Vasıf Paşa’ya yüklüce bir para ödeyerek boşanır. Artık Kemalettin Paşa ile evlenmesi için hiçbir engel kalmamışsa da iki çılgın sevgili yine birleşemez. Hatice Sultan, bir gezinti yerinde gördüğü genç ve yakışıklı Rauf Hayri Beyi beğenerek onunla evlenir.
Cumhuriyetin ilanından sonra hanedan ileri gelenleriyle yurt dışına çıkan Hatice Sultan’in kocası Rauf Hayri Bey, konsolosluğu sırasında karıştığı kaçakçılıktan dolayı hapse atılır. Hatice Sultan ise yan aç, yarı tok yaşayarak hayatını bitirir.
Hatice Sultan’in Rauf Hayri Bey’den bir kız ve bir erkek çocuğu olmuştur. Kızı da Hindistan’da vefat etmiş tir.

Temmuz 15th, 2010 16:21
ben bilmeden,görmeden hakaret edercesine bahsettiğiniz vasıf paşanın torunuyum.beyefendi siz çirkin karakuru diye yorumladığınız insanı hiç ğördünüzmü?görseydiniz zannederim yazınızda bu uslubü kullanmazdınız.saygılar
Temmuz 19th, 2010 23:15
Yorumunuz gerçekten terbiyesizce. Enderun’dan yetişmiş; kendi halinde bir paşa olan, etliye sütlüye karışmayan bu özelliğinden ötürü de vezir yapılan Vasıf Paşa, devleti osmaniyeye sayısız hizmetler üretmiştir. Kendisi ile ilgili sayısız araştırma bulunmaktadır. Ben de kendisinin kızı olan Celile Yücelen Öztürk’ün torunuyum. Aile büyüklerimiz hakkında sizi saygıya davet ediyorum…
Aralık 13th, 2010 18:24
arkadaş sen vasıf paşa,yı nerden tanıyorsun böyle aşşalayıcı yazılar yazmışsın.Ayıp değilmi?sıradan bir insanı paşa yaparlarmı?sizi terbiyeli olmaya davet ederim.torunu vala yücelen
Şubat 20th, 2011 11:58
[...] Hatice Sultan’ın Dramatik Aşkı yazısını [...]