Makbül’dü maktül oldu
Osmanlı’nın hüküm sürdüğü yıllar boyunca yüzlerce vezir ve vezir-i azam gelip geçmiştir. Hiçbiri ibrahim Paşa kadar iz bırak-mamış, lanetle anılmamıştır.
Yine Köprülü Mehmet Paşa hariç, hiçbiri İbrahim Paşa kadar yetkilerle donatılmamış, padişaha yakın olmamıştır.
“Frenk”, “Makbul”, “Maktul (katledilmiş)” unvaniarıyla da anılan ibrahim Paşa; Kanunî Sultan Süleyman’ın sadece sadrazamı değil, muhasibi, kızkardeşi Hatice Sultan’ın da kocasıydı.
Tarihçi Müneccimbaşı’ya göre Kanunî’nin ayaklannı yıkadığı suyu içecek derece ona yaklaşan ibrahim Paşa, mevkiini sağlamlaştırmak için meşhur Vezir Piri Mehmet Paşa’yı makamından ettiği gibi, oğlu Edirne kadısı Mehmet’i de makam vaadiyle zehirletip öldürttü.
Kanunînin ibrahim Paşa’yı tanıyıp saraya aldırmasının çok enteresan bir hikâyesi vardır. Kanunî, şehzadeliği zamanında Manisa da pek genç bir sancak beyi iken bir akşam sokakları dolaşıyordu. Bir evin önünden geçerken nefis bir keman sesi işitti. Bir dul kadının evinden yükseliyordu. Keman çalanın kim olduğunu
• • mm ^ mm
°grenmek istedi ve kapının önünde durdu.
Şehzadeyi görenler, yerlere kadar eğilerek evin kapıiannı açHuşlardı. İşte Kanuni Sultan Süleyman, Köle ibrahim’i, kemanını ve sözlerini ilk defa bu kapının önünde beğenmiş, derhal onu dul kadından satın alarak iç oğlanlan arasına katmıştı.
ibrahim, Kanunî ile aynı yaştaydı. Enderun’a alınan ibrahim’i, Sultan Süleyman sık sık görüyor, onunla konuşuyordu. Zaman zaman da vazifeler veriyordu. Bu denemelerde ibrahim çok başanlı idi. Şehzadenin mizacına göre söz söylüyor ve işleri onun arzusuna göre yapıyordu.
Şehzade Süleyman, kısa zamanda ibrahim’i o kadar çok sevdi ki, annesi Hafize Sultan ve Baş Kadını Mahidevran’la oturduktan meclise onu da alıyor, sanki ibrahim de bu ailenin bir ferdi imiş gibi onlarla konuşuyor, kemanıyla, sohbetleriyle Şehzade Süleyman’ın ailesini eğlendiriyordu. Bu yüzden Hafize Sultan ve Mahidevran Kadın ibrahim’i hem beğeniyorlar hem de takdir ediyorlardı. O da aynı hislerle onlara bağlı idi.
Kanunî zevklerinde, eğlencelerinde daima onu yanında bulunduruyor, beraber yiyip içiyorlar, istikbale ait proje ve planlan birlikte çiziyorlardı, işte bu sebepten Kanunî padişah olur olmaz, çok sevdiği ibrahim’i 1523′te sadrazam yaptı. 11 ay sonra da kız kardeşi Hatice Sultan’la evlendirip onu ailesinin fertleri arasına soktu.
Mohaç Meydan Savaşı’nda gösterdiği cesaret ve kahramanlık onu Kanunînin yanında çok yükseltmişti. 1529′da yapılan ve iyi netice alınamayan Birinci Viyana Kuşatması, halka bir zafer şeklinde duyurulmuş Türk ordusunun, Avrupa’nın kalbine kadar derlemesinde ibrahim Paşa’nın büyük rolü olduğu ilan edilmişti.
Gittikçe nüfuzu artan ibrahim Paşa; bazı şairlerin hakkında yazdığı kaside ve methiyelerin, etrafında toplanan dalkavukların tesiri ile kendisini dev aynasında görmeye başlamıştı. Esirlikten geldiğini çabuk unutmuştu. Gaflet içinde, kibir ve gururdan yanına varılmıyordu. Dahası, Koca Osmanlı’yı kendisinin idare ettiğini sanıyordu. Avusturya Arşidükası Ferdinand’ın elçileri geldiği zaman onlara şöyle demişti:
“Benim yaptığım yaptıktır; bir seyisi paşa yapabilirim. Efendimin malumatı olmadan istediğim gibi memleketler, krallıklar
verebilirim, onun verdiği şeyi ben münasip görmezsem iradesi esersiz kalır. Bilakis ben emrettiğim halde o tensip etmezse benim emirlerim icra olunur. Onun değil, sulh ve harp benim elimdedir; devlet hazinesi benim emrim altındadır. Benim servetim daima el dokunmamış olarak kalır, çünkü o benim hep masraflarımı verir: Krallıklan, memleketleri, hazineleri bana tevdi olunmuştur. Bunları istediğim gibi idare ve sarf ederim. Gençliğimden beri Padişah ile beraber yaşadım, onun doğduğu hafta doğmuşum…”
Kellesi ile oynayan ibrahim Paşa, Hatice Sultan’ı önceleri derin bir aşkla seviyordu. Hatice Sultan da ona karşı derin bir muhabbetle bağlı idi. ibrahim Paşa bu sevgisini yazdığı mektuplara şöyle başlıklar koyarak ispat etmeye çalışıyordu:
“Hazret-i Hatun’ul-muazzam”, “Hazret-i canım ve sevdiğim”, “Hazret-i canım ve sevdiğim ve küskünüm”, “Hazret-i canım ve sevdiğim ve gözleri güzel…”
Bu aşk ve sevda kokan satırlara rağmen her istediğini elde eden ve kendisini Kanunî’nin yerine koyan ibrahim Paşa, Hatice Sultan’a ihanet etti. Muhsine adlı bir kadına âşık oldu, korkmadan onunla düşüp kalkmaya başladı.
Muhsine’ye sırılsıklam âşık olan ibrahim Paşa; gittiği seferlerde ona hasret dolu mektuplar yolluyor, Muhsine de hemen karşılığını veriyordu:
“Üzüntü bucağında ve ayrılık ocağında başı dönmüş ve inler* ken, ansızın sabah rüzgârı yavaş yavaş eserek güzel cisminizin gönüller açan kelamlarınızı getirip ölü vücuduma yeniden hayat verdi. Edirne’ye avlanarak vardığınızı bildiriyorsunuz. Edirne’de iyi eğleniniz diye üzülüyorum, fakat elden ne gelir, biricik dilediğimiz sizin sıhhatinizdir.
Sizi iştiyakla seven, özleyen biçare, âciz fakiriniz Muhsine..,” Aleyhine dönen Hurrem Sultan, ibrahim Paşa’nın bu aşkmı çoktan haber almış ve ortalığı karıştırmaya başlamıştı. Bundan başka İbrahim Paşa, Irak seferinde birçok hatalar yapmış, günahsız bazı kimselerin kanına girmişti. Bunlann arasında Başdefterdar İskender Çelebi’yi Bağdat’ta idam ettirmişti.
Diğer yandan emir ve fermanlara “Serasker Sultan” diye imza atması da sabrın tamamen taşmasına neden olmuştu. Pek çok düşmanı ve rakipleri de fırsatı yakalamışlardı. Bunlar bir darbe ile padişahı tahttan indirebileceğini bile söylemekten çekinmiyorlardL
Hurrem Sultan, adamları vasıtasıyla bunları haber aldıktan sonra, seferden dönen Kanunîye tesir etmeye başladı. Kanunî zor bir duruma düşmüştü. Bir tarafta Hurrem Sultan, bir tarafta her şeye rağmen sevdiği ibrahim Paşa… Nihayet kararını verdi: Boyunu ve mevkiini ihanet derecesinde aşan ibrahim Paşa ölecekti.
1536 yılı Ramazan’ının on dördünü on beşine bağlayan gece, eskiden olduğu gibi ibrahim Paşa saraya çağrıldı. Yenildi, içildi, tatlı sohbetler yapıldı. Sonra odasına çekilip derin bir uykuya dalan İbrahim Paşa, boğularak öldürüldü. Makbul İbrahim Paşa, Maktul İbrahim Paşa oldu…
Kaynak: Tarihi aşklar ve mektuplar-Muammer Yılmaz
kadından satın alarak iç oğlanlan arasına katmıştı.
İbrahim, Kanunî ile aynı yaştaydı. Enderun’a alman İbrahim’i, Sultan Süleyman sık sık görüyor, onunla konuşuyordu. Zaman zaman da vazifeler veriyordu. Bu denemelerde İbrahim çok başaniı idi. Şehzadenin mizacına göre söz söylüyor ve işleri onun arzusuna göre yapıyordu.
Şehzade Süleyman, kısa zamanda ibrahim’i o kadar çok sevdi ki, annesi Hafize Sultan ve Baş Kadını Mahidevran’la oturduktan meclise onu da alıyor, sanki ibrahim de bu ailenin bir ferdi imiş gibi onlarla konuşuyor, kemanıyla, sohbetleriyle Şehzade Süleyman’ın ailesini eğlendiriyordu. Bu yüzden Hafize Sultan ve Mahidevran Kadm İbrahim’i hem beğeniyorlar hem de takdir ediyorlardı. O da aynı hislerle onlara bağlı idi.
Kanunî zevklerinde, eğlencelerinde daima onu yanında bulunduruyor, beraber yiyip içiyorlar, istikbale ait proje ve planlan birlikte çiziyorlardı. İşte bu sebepten Kanunî padişah olur olmaz, çok sevdiği İbrahim’i 1523′te sadrazam yaptı. 11 ay sonra da kız kardeşi Hatice Sultanla evlendirip onu ailesinin fertleri araşma soktu.
Mohaç Meydan Savaşı’nda gösterdiği cesaret ve kahramanlık onu Kanunînin yanında çok yükseltmişti. 1529′da yapılan ve iyi netice almamayan Birinci Viyana Kuşatması, halka bir zafer şeklinde duyurulmuş Türk ordusunun, Avrupa’nın kalbine kadar ilerlemesinde ibrahim Paşa’nın büyük rolü olduğu ilan edilmişti.
Gittikçe nüfuzu artan İbrahim Paşa; bazı şairlerin hakkında yazdığı kaside ve methiyelerin, etrafında toplanan dalkavukların tesiri ile kendisini dev aynasında görmeye başlamıştı. Esirlikten geldiğim çabuk unutmuştu. Gaflet içinde, kibir ve gururdan yanına varılmıyordu. Dahası, Koca Osmanlı’yı kendisinin idare ettiğini sanıyordu. Avusturya Arşidükası Ferdinand’ın elçileri geldiği zaman onlara şöyle demişti:
