Mavi sütunlu saray
Abdülaziz, Osmanlı padişahlarının otuz ikincisidir. Sultan ikinci Mahmudun ikinci oğlu olup, annesi Pertevniyal Valide Sultanfdır. Kırk yaşında Osmanlı tahtına oturmuş, büyük bir ihtimalle damarları kesilerek katledilişine kadar on dört yıl saltanat sürmüştür.
İleri görüşlü ve tedbirli, aynı zamanda güreşe meraklı olan Sultan Abdülaziz, kara ve deniz kuvvetlerini güçlendirmiş, eğitim ve öğretime önem vererek askerî ve sivil pek çok okul açmıştır.
Ulaşıma da önem veren padişah, demiryolumuzun uzunluğunu 452 km’den üç misline çıkardı. Onun zamanında yeni yollar yapıldı. Galata-Beyoğlu arasında tünel işletmesi kuruldu. Karak-öy’ü Eminönü’ne bağlayan Mecidiye (Galata) Köprüsü yapılarak hizmete açıldı.
Süveyş Kanalı açılarak Akdeniz ve Kızıldeniz birleştirildi. Tuna ve Dicle nehirleri üzerinde gemi işletmesi tedbirleri ilk defe başlatıldı. Boğazda gemi çalıştırmak için Şirket-i Hayriyye’ye imtiyazlar verildi. İdarî ve hukukî alanlarda önemli adımlar atıldı.
Çok müsrif olduğu, borç para ile saraylar yaptırdığı yolunda tenkit edilen Sultan Aziz; güreşe, ava, ciride, ata binmeye meraklı, heybetli, ruh ve beden bakımından gayet sıhhatli bir padişahtı.
Türk güreşinin dünyada söz sahibi olmasındaki payım hiç kimse inkâr edememektedir.
25 Haziran 1861′de Osmanlı Padişahı olan Abdülaziz, adeta kızgın bir sacın üzerine oturmuştu. Osmanlı Devletinin durumu son derece karışıktı. Malî sıkıntılar son haddinde olup Karadağ ve Hersekte isyanlar çıkmıştı. Balkanlar kaynıyordu, isyanlar güçlükle bastırıldı.
Diğer taraftan, Yunanistan’a verilen bağımsızlıktan sonra rahat durmayan Rumlar, Ege adalarında isyan çıkardılar, isyanı planlayan Avrupa devletleri, Osmanlı’ya bir nota vererek Girit’teki askerî harekâtın durdurulmasını istediler. Ali Paşa Girit’e gönderildi. Batı devletlerinin isteği doğrultusundaki ferman yayınlanarak bazı imtiyazlar verilince, asiler isyandan vazgeçtiler.
Hadiselerin bastırılmasından bir süre sonra, 1867 yılında, Fransa kralı Üçüncü Napolyon, Paris’te açılan milletlerarası sanayi sergisine -birçok devletin idarecilerini davet ettiği gibi- Sultan Abdülaziz’i de davet için bir elçi gönderdi. Aynı zamanda Kraliçe Victoria da, Sultan’ı ingiltere’ye davet etti. Bu davetler, toplanan divanda görüşüldü ve devletin itiban bakımından Sultanın kabul etmesi kararlaştırıldı.
Sultan Abdülaziz, aslında çok arzu ettiği böyle bir yolculuğa, ağır mesuliyetleri olan bir padişah olarak değil de, hali vakti yerinde bir kimse gibi çıkmayı arzu ettiğini Başmabeyinci Mehmet Bey’e şöyle anlatmıştı:
“Bak Mehmet, zaman zaman ne istedim bilir misin? Ya Kapa-Uçarşı’da ya da Asmaaltı’nda küçük bir dükkânı olan bir esnaf veya bir zanaatkar olayım. Sabah evimden çıkayım, işime gideyim. Akşam Allah ne kâr verdiyse onunla çoluk çocuğumun nafakası* m alayım, atıma değil eşeğime bineyim. Yorgun argın, amma kafamın içi binbir dertle dolmamış olarak evime geleyim.
Karım güler yüzle, çocuklarım sevgiyle karşılasın beni. Yunayım, sofranın başına geçeyim, çorbamızı zevkle içeyim. Kimsenin derdi bize illet olmasın. Yüreklerimiz rahat, büyük meselelerden uzak, kendi halimizde yaşayıp gideyim. Ne isterdim bilir misin?
Cebinde harçlığı olan, hali vakti yerinde, unvansız, makamsız bir kişi olarak Avrupa’ya gitmek. Ben de istemez miyim oraları görmeyi? Amma, gelgeldim bu koskoca ülkenin padişahısın, cümle âlemin gözleri senin üzerinde. Adım atışın, bakışın, dudaklarının kıpırdayışı bile merak uyandırır. Gelen elçilerin halini görürsün. Ya onların memleketlerinde, cümle halk ortasında insan rahat nefes alabilir mi? Neylersin ki, bu tahtın da esareti var…”
Sultan Abdülaziz, 21 Haziran 1867 Çarşamba günü Dolma-bahçe Sarayı önünden Sultaniye yatma binerek yola çıktı. Böylece Osmanlı tarihinde, yabancı ülkelere seyahate çıkan tek padişah ve ilk halife Abdülaziz oldu.
Padişahın maiyetinde şehzadeler Yusuf Izzeddin, Murat, Abdülhamit ve Dışişleri Bakanı Fuat Paşa vardı. Sultaniye yatını Çanakkale Boğazı dışında karşılayan Fransız donanması, 29 Hazi-ran’da Fransa’nın Toulun limanına girdi. Burada askerî törenle karşılanan Sultan, trenle Paris’e geçti. Burada da Fransa Kralı Üçüncü Napolyon tarafından askerî törenle karşılandı.
Misafirler için verilen yemekte, Abdülaziz’in yanında oturan ev sahibi Üçüncü Napolyon’un; “Ekselans Hazretleri! Girit için en güzel çözüm yolu, Adarım Yunanistan’a terk edilmesidir” sözü üzerine çok sinirlenen Sultan, şu şamar gibi sözlerle Napolyon’u susturup özür diletti:
- Ekselans, Girit için Osmanlı Devleti tam yirmi yedi sene, kan dökerek savaştı. Girit’in her kanş toprağı şehitlerin kanıyla sulandı. Ordularımda tek bir asker, donanmamda bir tek sandal kalıncaya kadar ata mirasını korumak ve kollamak kararında-yım…
Sultan Abdülaziz, 10 Temmuz’da Paris’ten ayrılarak Ingilte-reye geçmiş, Kral Yedinci Edvvard tarafından karşılanmış ve Londra’da on bir gün kalmıştır.
Bu kırk yedi gün süren Avrupa gezisi esnasında Abdülaziz, Paris’te aklını başından alan bir hanımla tanışmıştı: Fransa’nın zekâsı ve güzelliğiyle meşhur, Üçüncü Napolyon’un kansı İmparato-riçe Eugenie (Ojeni). Söylenenlere göre Hükümdarın gözü artık başka bir şey görmez olmuş ve aklı hep onda kalmıştır.
Bir ispanyol kontunun kızı olan Eugenie (Ojeni), 1826fda Granada’da doğdu. Gençlik yıllarını Paris’te geçirdi ve burada, sonradan “imparator Üçüncü Napolyon” unvanını alacak olan Louis Napoleon’la tanıştı.
1853′te imparator Louis Napolyon’la evlenip imparatoriçe oldu ve Fransızların gönlüne taht kurdu. Güzelliği kadar politikaya da meraklı idi. Zaman zaman, imparator naibesi olarak Fransa’yı idare etmiştir.
Kocası Üçüncü Napolyon’un, Alman ordularına karşı 1870!te Sedan’da yenilip esir düşmesi üzerine Paris’i terk ederek ingiltere’ye sığınmak zorunda kaldı. Bir sene sonra serbest bırakılan kocası ile burada yeniden bir araya geldi.
Tam yarım asır sürgünde yaşayan Eugenie; kocasının 1873′te ölümünden sonra da politikayla uğraşmaya devam etti. ingiliz ordusuna katılıp Güney Afrika’ya savaşa giden oğlunun bir çatışmada ölmesi üzerine kendini dine verdi ve acılannı unutmak için diyar diyar dolaştı. 1920′de Madrid’de, 94 yaşında öldü.
Sultan Abdülaziz, tesirinde kaldığı Eugenie’yi iki yıl sonra tekrar görebilme mutluluğu yaşadı, imparatoriçe, Süveyş Kana-lı’nın açılış davetine katılmak üzere gemiyle Mısır’a giderken, 1869′un 13 Ekim’inde altı günlüğüne İstanbul’a uğradı.
Dedikodular, ziyaretin ilk gününde başlamıştı. Hükümdar, imparatoriçe için Beylerbeyi Sarayını hazırlamış, Eugenie’yi daha karaya ayak basmadan denizde karşılamış ve hediyelere boğmuş* tu. Dahası, Sultan Abdülaziz, Eugenie’nin nedimlerini ve yaverini bir gece bahaneyle Imparatoriçe’nin yanından uzaklaştırdıktan sonra, Dolmabahçe’den Beylerbeyi’ne geçmiş ve gün ağarıncaya kadar beraber kalmışlardı.
Kaynak: Tarihi aşklar ve mektuplar-Muammer Yılmaz
